Eşeğin öne arkaya doğru insanı sürekli sarsması ve ritmik bir şekilde arada gaz çıkarması ve o esnada yayılan koku hiç umurumda değildi...
Şuan sanki bir uçakla yolculuk yapıyordum...Çünkü bir hayalime yolculuk ediyordum ve ayaklarım zemine hiç temas etmiyordu????...
Dere yolunda bazen uzun kangal dikenleri ve çalılar bacağıma ve ayağıma çarpıyor ve sızlatıcı tarzda acıtıyordu ama bu kimin umurundaydı...En fazla biraz kanar ve dururdu...
Neyse yolculukta dereye doğru eski dedelerimizin baktığı şuanda harap olan bağların olduğu karaçöğür denilen mevkiye gelmiştik...Yol artık eşek yolu denilen bir hal almış ve hızımızda bayağı azalmıştı...
Buradan karşı tarafları seyreden kişi torosların heybetli dağları ile göz göze gelirdi.Nedense bir garip olurdu insan...
Sonunda hakkında bir çok şey duyduğumuz sarıtaş denilen devasa kaya bütün ihtişamı ile öte yakada karşımızda görünmeye başlamıştı...



