
Birbiri ardına yayımlanan, okurların beğenisini kazanan romanlarla insanın iç dünyasına, toplumsal değişimlere ve modern çağın görünmeyen yaralarına odaklanan Serhat Kaya, okurunu olaylardan çok düşüncenin içinde dolaştıran sevilen yazarlardan biri. Romanlarında karakterlerle birlikte zaman, hafıza, şehirler, nesneler ve sessizlik de başlı başına birer anlatıcıya dönüşüyor. Kaya’nın metinlerinde kesin cevaplardan çok, uzun süre zihinde kalan sorular var. Belki de bu yüzden okurları, kitaplarını bitirdikten sonra kendi hayatlarıyla ilgili sorgulamalar yapıyor. Serhat Kaya ile gerçekleştirdiğimiz röportajda yazının sınırlarını, çağımızı, insanın yalnızlığını ve edebiyatın bugün hâlâ neden vazgeçilmez olduğunu konuştuk. Röportaj / Haber: Sevim Yalınel Yazmak sizin için bir meslek mi, yoksa var olma biçimi mi?İnsanın yaşamak için nefes alması misali, hayatı ve içinde var olduğum kozmosu anlamaya çalışmak için yazıyorum. Roman benim için bir hikâye anlatma alanıyla sınırlı değil. Bilakis, daha derinde bir yere sahip. İnsanın içine girip orada yıllarca dolaşabilme imkânı. Yazarken karakterlerimin ne yapacağından daha evvel, neden öyle davrandığını merak ediyorum. Bu merakımın peşinden uzun süreli gidişlerim kitaplarıma dönüşüyor. Edebiyatın bana verdiği en büyük özgürlük ve armağan da bu oluyor sanırım. “Mahkemelerin Yapamadığını Bazen Edebiyat Yapıyor." Romanlarınızda kötüler bile tek boyutlu değil. Bunun özel bir sebebi var mı?Hayatta kötülük çoğu zaman doğrudan kötü diye nitelendirdiğimiz insanlardan çıkmıyor; yarım kalmışlıklardan çıkıyor. Bir insanı sadece yaptığı şeyle tanımlarsanız onu yargılarsınız; neden yaptığıyla ilgilenmeye başladığınızda ise onu anlamaya başlıyorsunuz. Roman tam da bu yüzden var. Mahkemelerin yapamadığını bazen bir tek edebiyat yapabiliyor. Sizce insanı en çok değiştiren şey nedir?Kaybettikleri olabilir ama buna “en çok budur” diyemem. Bence alıştıkları değiştiriyor. İnsan büyük acılarla yıkılmıyor çoğu zaman; onlara alışınca değişiyor. En kalıcı ve sarsıcı dönüşümler böyle alışmaların ardından sessizce gerçekleşiyor. “Eskiden insanlar en doğru insanı arıyordu, bugün doğru ihtimali.” Bugünün insanını en çok ne yoruyor?Çok fazla uyarıcıya maruz kalmak, ama sanırım aralarında öne çıkan yorgunluk nedeni seçenek fazlalığı. İlişkiler mesela. Eskiden insanlar en doğru insanı arıyordu, bugün doğru ihtimali. Hayatımızın büyük kısmı yaşamaktan çok karşılaştırmakla geçiyor. Karşılaştıran insanın herhangi bir şeye ya da birine bütünüyle ait hissetmesi hiç kolay değil. Romanlarınızda şehirler de karakter gibi davranıyor. Bunun nedeni nedir?Çünkü şehirler sadece binalardan oluşmuyor. Yakından bakarsanız görebilirsiniz; her şehrin insanın içine bıraktığı görünmez bir iklim var. Bazı şehirler konuşmayı öğretiyor, bazıları susmayı. Dolayısıyla yazdığım kitaplarda şehirlerin ya da bir mekânın karakter gibi okunuyor olması çok yerine ve beni mutlu eden bir husus. Son yıllarda sık sık hafıza üzerine yazıyorsunuz.Evet. Çünkü hafıza sandığımız kadar gözümüzde yaşamıyor. Bazen bir yağmur sesi…Bazen eski bir sandalye…Bazen yıllardır açmadığımız bir çekmece…İnsan geçmişini görüntülerden daha fazlasıyla, seslerle ve eşyalarla hatırlıyor bence. Romanlarımın nesnelere bu kadar yaklaşmasının ve derin ilişkiler kuran anlatılar içermesinin sebebi de bu zaten Sosyal medya çağında edebiyatın gücü sizce azaldı mı?Hayır. Fakat gürültü arttı. İyi bir cümle bugün de insanın hayatını değiştirebilir. Ama ona ulaşmadan önce binlerce başka cümleyi geçmesi gerekiyor. "Çağımızın en büyük yanılgısı kendimizi özgür sanmamız." Sizce çağımızın en büyük yanılgısı nedir?İnsan kendini özgür zannediyor. Oysa çoğu zaman çağının önerdiği seçenekler arasında dolaşıyoruz sadece. Her çağın kendine ait bir sureti oluyor. İnsan, özündeki yerine, o sureti taşıyor ve bu, bir eşikten sonra geri dönülmesi çok zor bir yanılgıya dönüşebiliyor. Yazarken en çok neden korkarsınız?Buna korkmak demeyelim ama endişe ettiğim bir şey var; kendimi tekrar etmek. Yazan birinin yaşlanması yaş almakla başlamıyor. Kendi cümlelerine razı olduğu gün başlıyor ve umarım benim için o günler yakın değildir. “Umut, inat etmektir.” Kitaplarınızda umut tamamen kaybolmuyor. Bunun sebebi nedir?Çünkü bana göre umut iyimserlik değildir. İnat etmektir. İnsan bazen hiçbir şeyin değişeceğine inanmaz. Ama yine de ertesi sabah uyanır. Dirim biraz da bu sessiz inadın üzerine kurulur zaten. “İyi Roman Cevap Vermez; İçinizde Bir Boşluk Bırakır.” Okurlarınız sizin romanlarınızdan neyle ayrılsın isterdiniz?Bilmiyorum, ben tasarım yapmaktan hoşlanmam. Ama salt olarak benim fikirlerimle ayrılmasınlar. Yapabiliyorlarsa kendilerine sorular sorarak son sayfayı çevirip kitabı öyle kapatsınlar isterim. Deneme türündeki bir eser bunu tercih edebilir ama iyi bir roman okuru ikna etmeye çalışmamalı. Onun içinde küçük bir boşluk bırakmalı. Çünkü benim düşündüklerimden daha anlamlı olan bu: İnsan bazen en çok kendi içindeki boşlukları doldururken değişiyor. Yazarlık size insan hakkında öğrettiği en önemli şey ne oldu?Hiç kimse sadece bugünkü hâlinden ibaret değil. Herkes görünmeyen bir geçmişi ve meçhul bir yarını yaşama ihtimalini ömrünün ceplerinde taşıyor. İnsanları anlamak istiyorsak söyledikleri kadar, sustuklarına da kulak vermemiz gerekiyor. Son olarak… Serhat Kaya, bütün romanlarını tek cümlede nasıl anlatır?Anlatamaz. Çünkü hepsinin duygusu çok farklı. Lakin şunu söyleyebilirim, insan ömrü boyunca dünyayı değiştirmeye çalıştığı bir yolculuk yapıyor. Ama bir gün anlıyor ki, en uzun ve değişime en yatkın yolculuk, bir tek kendisine doğru yaptığıymış. *** Röportajımız bittiğinde Serhat Kaya’nın önünde içmeyi bitirdiği kahvesi dışında, içinde notları olan çantası gözüme çarpınca merakımı fark etti ve karşılıklı gülümsedik. Modern edebiyatın sevilen kalemi, Uçurum’dan sonra okurla buluşturacağı yeni bir roman için 2027 Ocak ayına işaret ediyor. Keyifli sohbetimizin sonunda, yayımlanacak bu onuncu kitabı için okuru varoluşsal ve tek bir mekânda geçen özel bir romanın beklediğinden fazlasını söylememekle yetindi. Ama yüzündeki ifadeden hissettim ki, çok derin ve yine son romanları Bekleme Odası, Nadide Adalet ve Uçurum’da olduğu gibi, okurken zihnimizde yankılanacak, duygularımızı ortaya çıkaracak bir insan hikayesi daha geliyor! Onun romanlarının okurda bıraktığı anlamlı iz burada başlıyor olabilir; çünkü kimi yazarlar sadece güzel hikâye anlatır. Kimileri ise insanın kendi hikâyesini yeniden duymasına sebep olur. Serhat Kaya’nın edebiyatı da tam olarak bunu yapıyor; hem de büyük bir ustalık ve içtenlikle. Röportaj / Haber: Sevim Yalınel













